7 Nisan 2008 Pazartesi

Dertliyim Ruhuma Hicran

Mola verdim çeviriye... Gerçi şu günlerde mola arası çeviri yapıyorum farkındayım ama zaten yine şu sıralar genel olarak hayatıma ara vermişim gibi hissediyorum. Yaşamımın neresine bakarsanız bakın her şeyim beklemede. Çocukların seneye gideceği okul, taşınacağımız yeni muhit, ev işleri, ütü, kırılan küpem, okunacak kitaplar, pazar gazeteleri, tırnak bakımı, çayı azaltma girişmlerim, alınacak ıvır zıvır, hepsi hepsi sakince, ses etmeden beni bekliyor. Ve, her işi baştan yapıp sonrasında keyif çatmayı seven ben bu durumu hiç sevmiyorum. Siz bakmayın benim tambelim tembelim dememe, en sevdiğim olay kafamda yapmayı düşündüğüm ne varsa onu bir an önce bitirip o gönül rahatlığı ile koltuğa gömülerek televizyon izlemek. Ama bir kaç aydır ne gönlüm rahat ne de popom. Çünkü yapılması gereken, ve sanırım beni aşan bir sürü iş var. Mesela geçende bir hamle yapıp çocukları okulu için Selma ile Eryaman-Elvankent taraflarına ışınlandım. Selma bir sınıf öğretmeni, yani okuldan da anlar veliden de. Ben ise, bırakın öğretmen seçimini filan, okul önünde bekleyen velilere kendi adıma soru soramayacak denli pasif bir kişiliğim. Sen kendinmişsin gibi konuş Selma ben şimdi ne diyeceğimi bilemem, bile dedim. Selma da kendi çocuğu okula başlayacak bir veli rolüne bürünüp takır takır sordu gerekli soruları. Hangi öğretmen iyidir, hangi okulun hangi sınıfında kaç kişi vardır, okul çevresindeki evler kaç paradır, okula devam eden öğrencilerin ana babaları ne iş yapar, hepsini sordu durdu. Ben de hımm, evet, yaaa, ehe, gibi anlamsız seslerle katkıda bulundum ona. Yani kendi hayatımı ele alamayacak denli etkisizdim anlayacağınız...

Sonra bu konuyu düşündüm giriş gelişme sonuç üçlüsüne takılarak. Kendimi çoğunlukla güçlü bir kişilik olarak görmek isterim, görürüm, göreceğimdir de. Fakat gerçek nedir, işte bunu bilemiyorum. Lan senin çocukların işte, Selma olmasa resmen körlemesine bir okula vermeyi göze alacak denli de çekiniyorsun her birşeyden. Hani utangaçlığın da bir sınırı olmalı di mi? Ama yok, ölürüm de konuşamam tripleri, ben şansa inanırım kandırmacaları, hem çocuğun içinde olmalı saçmalıkları... Sırf bu da değil hem, düşündükçe aslında ömrümün çoğunu bu şekilde, sormayayım sormasınlar, ilişmeyeyim höt demesinler şeklinde geçirdiğimi fark ettim. Ben hala İngilizce ve Japonca konuşamam, okurum ederim, anlarım ama konuşamam. Ya da 5 kişiden fazla ise karşımdakiler, konuşmayayım, yer bi güzel açılsın ben içine gireyim, ya da gelsin Copperfield yok etsin beni sihirli elleriyle, diye düşünürüm. Ortaokulda bir kez nöbetçi olmuştum, hoca da beni başka bir sınıftan sınıf defterini almaya yollamıştı. O başka sınıfta platonik platonik hoşlandığım çocuk da vardı, ki olmasa da hiç fark etmezdi eminim. Bir kere uzunca bir süre sınıfın kapısını çalıp çalmama konusunda beklediğimi hatırlıyorum, nöbetçi öğretmen beni uyarana dek yani. Kapıyı çalışım, hocanın girin demesi, benim kapıyı açıp eşikte durmam, hocanın buyur kızım demesi, benim hala sessizce eşikte durmam, hocanın hafif bir kızgınlık ile ne istiyorsun diye sorması, benim defter demem, hocanın ne defteri demesi, benim gözler faltaşı ağız mühürlü durmam, hocanın kızım ne defteri ne istiyorsun diye bu kez öfkeyle bağırması, benim defter.... hocam... defter demem, hocanın söylesene be kızım ne defteri, defter mi unuttun nedir ya demesi, ve benim gözümden yaş gelmesi, sınıf..... sınıf.... defter demem ve koşa koşa sınıf defterini kapıp oradan uzaklaşmam, aradan geçen 20 yıla karşın dün gibi aklımda. Ve işin kötüsü, bugün aynı şey başıma gelse daha farklı bir davranış sergileyemem gibi geliyor. Çok kızıyorum kendime bu yüzden. Ne yol yordam bilirim ne halden anlarım... Bu yol yordam denilen şey de pazarda satılmıyor ki bu yaştan sonra edineyim kardeşim ya... Ya ne zor insan olmak bazen ya. Tam işleri yoluna koydum galiba diyorsun içinden, sonra pırt işte 20 yıl önceki bir anı ile baş başa kalıyorsun aniden...

Amaan 7si 70şi fark yapmıyor, aynı tas aynı hamam yaşayıp gidiyorsun
...

4 yorum:

Nazlila dedi ki...

Ösicim, ben ilkokulda sinifin önünde hani beden egitimi dersinde takla bile atamayan bir kisiliktim ve bunu cok sorun yaptigimi hatirliyorum, neredeyse kalbim sıkısıyordu gerginlikten.. Ama sonra bana bir sey oldu, 1 sene sonra artik ortaokuldayken kendi kendime amuda kalkmayi bile ögrenmistim.. Ben bir sey yapmak icin ugrasmadim valla, birden oldu iste.. Ama hala dün gibi hatirlarim o takla atamamanin verdigi ezik duyguyu..

Adsız dedi ki...

aahhhh ahhhhh, özlemcim hepimiz aynıyız ayol. bende bildiğim bi soru bile sorulsa kalp çarpıntım yüzünden parmak kaldırıp cevap veremezdim bak benide eskilere döndürdün üüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüü...

gülru

Sevgul dedi ki...

oyyy ben de dondum simdi, acikcasi ne seni ne nazliyi cekingen gibi hayal edemiyorum ama o takla amut olayini da duyunca nazlidan eski gunler gozumun onune geldi.
bizde mi bi sorun var onlarda mi nedir bu
acikcasi ben de arada firlama takilsam da genel olarak cekingen ve arkadassiz bi tiptim

Funkyce dedi ki...

Bravo cok hosuma gitti Anin arada sirada göz atiyorum.

Not sende arada sirada yatmaya calis sabahin 03:00 blog yazmak sivilce yapar?