7 Temmuz 2008 Pazartesi

Hiç bir şeyim yoksa, şu dünyada iki tane taş gibi projem var benim naber? Ne demek istediğimi Hürriyet gazetesini takip eden şanssızlar anlayabilir belki. Anlamayan ya da anlamak istemeyenler için Ayşe Arman diyeyim, cumartesi eki diyeyim, kendini mi fikirlerini mi satmaya çalıştığını hala çözemediğim bir uzman diyeyim, ve bunlar da yetmediyse insanı dehşete düşüren bir röportaj başlığı diyeyim: her çocuk bir projedir (veya buna benzer bir şey işte).

Bu salgın ne zaman başladı bilmiyorum, veya kimin aklına geldi tüm bu deli zırvası. Kimm çocukları birey olarak görmekten vazgeçip oradan oraya koşturan, "yürüyen" projelere dönüştürdü? Her kim ise o kendini bilmez, buradan bir sesleneyim kendisine: heey, sen deli insan, senin mutsuz çocukluğunun, bitmez hırsının, korkulu rüyalarının cezasını bizim bebeler çekmek zorunda mı?

Her annenin aklında, çocuğu için her dönem değişik şekillerde kendini gösteren bitmek bilmez endişeler vardır. Bebekken maması, altı, üstü, vırtı zırtı; biraz daha büyümüşken belki zekası, belki sosyal yaşamı, elde ettikleri, edemedikleri; okul çağındayken dersleri, ne kadar uyuduğu, ne kadar boş durduğu; ve henüz anne olarak değil ama bir annenin çocuğu olarak yaşadığım gençlik döneminde arkadaşları, sınavları, içtikleri içmedikleri... Dünyaya geldikten sonra tüm bu saydıklarımla zaten yeterince endişe veren bir çocuk için, acaba şu saydıklarımın hangisi daha önemlidir? Hımm, annem bugün bana meyvemi yedirmedi, cık cık; yav bu saat oldu hala ayakta tutuyor beni gördün müü; len bak seen derslerime yeterince özen göstermiyor bu adam mı diyorlar içlerinden? Şahsen ben çocuklarımın bunları iplediğini hiç ama hiç sanmıyorum. Onlar; daha fazla imkanım, içi hoşluklarla değil boşluklarla dolu olan bir beynim, şu anda eser miktarda görülen hırsım olsa gönderebileceğim tenis, bale, at, briç (gülmeyin İstanbulda gönderiyorlar bu yaşta bebeleri, zekalı olsun diye) derslerini de bir yerlerine takmayacaklardı üstelik. Çünkü bildiğim tek şey var, dünyadaki tüm çocukları hoplaya zıplaya atlayacakları bir şey: hepsi de mutlu olmak için ana babalarını bile ezer geçerler imkanları olsa. Bu yüzden Çağla ve Sinan benden gizli şeker aşırıyorlar mutfaktan, bu yüzden yapmayın dediğim halde yağmurdan sonraki birikintilerde zıplıyorlar (ve kirlenmek güzeldir diyorlar), ve evet sırf bu yüzden resimlerle kendilerini anlatıp oyunlarla saatlerini geçiriyorlar. Çünkü onların yapabilecekleri en güzel şey bu, mutlu olmak. Ve biz fani ana babaların da çocuklarımıza öğretebileceğimiz en önemli ders mutlu olma dersi.

Röportajı okurken yüzümün aldığı şekiller görülmeye değerdi. Hayatın bir çok acı gerçeği olduğu doğru, rekabetin arttığı, çok şey bilenin çok kazanacağı, az ile yetinenin de kim bilir ne olacağı doğru. Ama hiç kimse de beni yolumdan döndüremeyecek. Benim için daimi zafer onların yüzünden eksilmeyecek içten gülüşler olacak, ister bir marangozhanede üç kuruşa kan ter içinde çalışırlarken olsun ister bir plaza lokantasında mantar flaminyonunu yerken.

5 yorum:

Sevgul dedi ki...

off gene oyle guzel yazmissin ki, okumaya doyamiyo insan. ve harika bi konu secmissin.
yigenim anaokulundayken sene sonu gosterilerine gitmistik. ozel okul oldugu icin hepsi zengin cocuklari :P manyak bi program yapilmis, yani belki yetiskinlere yaptirsalar o programi o kadar iyi beceremezler, sarkilar siirler, dans gosterileri, tangolar, yok efendim tiradlar vs. vs.
cocuklar hepsini basariyla yapti, velilerin yuzunde memnun bir gulumseme, hepsi fotograf/video cekmekle mesgul
gosteri sonunda Bas bana dondu dedi ki: bu cocuklarin niye hicbiri gulumsemiyo? harbi onca saat sahnede kaldilar bi tanesinin bile yuzunde mutlu, yaptigi isten memnun gururlu bi gulumseme yoktu.

Nazlila dedi ki...

"Cocuk ruhunu kaybetmeyen" diye bir tanim vardir ya hani, bence anahtar kelime bu iste.. Onca zirvaligin arasinda hala cocuk olabilmek en önemlisi.. Yine süper bir yazi gercekten de.. Sen bu yazilari bir yerlere göndermeye basla artik!

Pinar dedi ki...

yürü be özlemim kim tutar:)tam arkandayım...

Sevgul dedi ki...

bak nerden hatirliyorum bu proje lafini derken aklima geldi, can dundar'in servis anneleri diye bi yazisi vardi, bahsettigin gibi cocuklari "proje dosyasi"na ceviren ailelerden bahsediyo:
http://www.milliyet.com.tr/2007/12/03/yazar/dundar.html
cok kotu yav, cocugum mutlu olsun diye ugrasan anne baba cok az artik herkes cocugum "zeki" olsun "en iyi" olsun falan diye ugrasiyo artik

Adsız dedi ki...

şimdi benim evdeki proje yemeğini yemiyo, istediğim saatte uyumuyo, napiim özlem hanımcım bu projeyi?? yenisiynen değiştirirler mi ki??

gülru