15 Ocak 2009 Perşembe


Mutfaktayım. Pırasa ve bulgur pilavının şahane kokusu yayılıyor penceremden dışarı. Kristal Boncuk, ona attığım küçük bir oyuncakla oynuyor içeride. Radyo Odtü kulaklarımda. Bir de demliğin sesi. Dışarısı soğuk, ama dünkü gibi değil. Dün iliklerime kadar dondum, bıyığım olsaydı buz tutardı. İyi ki bıyıklı değilim. Bugün kot eteğimi ve üzerine turuncu hırkamı giydim. Kendimi iyi hissettiğim günlerden biri. Ocakta çay da demlenmekte. Yaşamak böyle birşey olsa hep. Herkes için. Bir bardak çaya ve bıyıksız olmaya şükretsek. Hayaller...

Çok yakın arkadaşlarımın hayatımın gündelik gidişatını bilmediklerini fark ettim geçen gün. Ben de onlarınkini bilmiyorum. Çok gereksiz olurdu bilmek belki, ama bazen de herşey ayrıntıda. Bir insanı tanımanın kestirme yolu. Çayını kaç şekerli içer, günde ne kadar yürür, kaç tabakta doydum der, hangi gazeteleri okur, gazete okur mu, favori giyim markası nedir, işten eve evden işe neyle gidip gelir, dişini kaç kez fırçalar, şehrinde en sevdiği mekan neresidir, diğer arkadaşları ile ne sıklıkla görüşür, diğer arkadaşları kimdir, necidir, yolda yürürken ne düşünür: sorunlarını mı mutluluklarını mı, evde her akşam çay demler mi, haftada kaç bardak içki tüketir... Sorular çok, cevapların kimini bilsem de çoğundan haberdar değilim. Dediğim gibi, bilmek gereksiz olurdu, ama merak etmek değil.

Bunları dün yolda yürürken düşündüm. Çocukları okuldan almaya gidiyordum. Yüzmenin olmadığı günler öğlen çocukları bıraktıktan sonra araba ile eve dönüyorum. Akşam almaya giderken yürüyorum. Bizim için okuldan dönüş genellikle şenlikli oluyor. O pis trafiğe yakalanmamak için buz gibi havada hızlı hızlı yürüyoruz yokuş aşağı. Çocuklar genelde koşuyor, ve şarkı söylüyorlar. Sinan mutlaka hayali düşmanlarla dövüşüyor. Çağla elimde tutuyorsa bana okulla ilgili bir şey anlatıyor. Tutmuyorsa kardeşine katılıyor. 15 dakika içinde eve varmazsak etobur dinozorun teki bizi görüyor ve yiyor. Bırrr, koşar adım gidiyoruz eve. Genellikle yakalanmıyoruz. Eve varınca ilk iş mutfağa girip yemekleri ısıtıyorum. Kaya gelmemiş oluyor henüz. Yemeğimizi gürültülü bir şekilde yiyoruz, ikisi de aynı anda konuşuyor, okulda dilleri şişmiş gibi. Sofra kalkıyor ve ders defterleri açılıyor. Son bir kaç gündür ödevlerini Çağla hatırlatıyor bana, sıkıldım çünkü bu görevden. Biz ödev yaparken Sinan oyun kartlarını açıyor masaya. Dinozorlu, vahşi hayvanlı veya hulklu. Hangisinin kaç güçte olduğunu söylüyor mütemadiyen. Ödev bitmek bilmiyor, önce okuyor, sonra ben söylüyorum o yazıyor. Yazısı kötüledi, öğretmen uyardı, her kelimeyi sildiriyorum gerekirse. Matematik ödevini kendi yapıyor, sonra gösteriyor ve aferini alıyor. Saat 8.30 - 9 civarı ödevler bitiyor. Bir süre serbest kalıyorlar, deliler gibi oyun oynuyorlar. Hayal dünyalarına hayran kalıyorum. 9.30 civarı mızmızlanmaya başlıyorum. Kitap okumamı istiyorlarsa oyunu bırakıyorlar ve yataklara geçiyoruz. Çağla üçüncü kez Peter Pan'ı okutuyor şu sıralar. Sinan Tübitak'ın kısa bilgi kitaplarını seçiyor, örümcekler/kediler/atlar/geri dönüşüm/denizaltı (denizin altı:) her akşam misafir oluyor bize. Peter Pan'ı ben de çok seviyorum. Okuma faslından sonra başka birer kitap alıp yataklarında uykuya dalmalarına izin veriyorum. Genellikle 10 - 10.30 arası uyuyorlar.

Sonra sessizlik. Evi toparlıyorum bazen. Bazen de internete geçiyorum 15 dakikalığına. Kaya gelmişse televizyona bakıyoruz nadiren. Çünkü benim için yayın 12den sonra başlıyor. Çocukların ertesi günkü beslenmelerine hazırlık yapıyorum. Çamaşır asıyorum kaloriferlere. Yatak odamda ortaya atılmış kıyafetleri topluyorum. Ve gün bitiyor.

Yüzme varsa herşey daha farklı oluyor. Zorluyor her birimizi. Çocuklar yüzerken kitap okuyorum. Ama sonrası biraz dertli. İkisini de o kirli duşlarda yıkamanın, giydirmenin, saçlarını kurutmanın düşüncesi bile yorucu. Ama klorlu suyla kalmalarını istemiyorum. Evdeki şofben de elektrikli, her daim açık tutulmuyor. Eve geliş 8, yemekten sonra ödev yapmaya bile hali kalmayan ana kız ve gözü yarı kapalı oğlan uyuyoruz hemen. Sonra ben kısa kestirmemden uyanıp gecelere akıyorum. Kaya her daim uyanık. 12ye dek fakat. O Külkedisi ben Drakula.

Okul-ev arası yürüyüşlerimde bir ara telefonla müzik dinliyordum. Şaşıyorum seçimime: Nil Karaibrahimgil'den iki şarkı, Aptal mıyım (evet) ve Resmen Aşığım (nein). Telefona nasıl müzik indirilir bilmiyorum, es kaza bu ikisini indirebilmişim. Ama zevkli, ritme ayak uydurmaya çalışırsam gereğinden önce varıyorum okula. Elimdeki kitaba bakıyorum bir iki sayfa. Bu kadar az okuma için elimde taşıdığıma değmiyor genellikle. Çanta almıyorum; kartlar, telefon, anahtarlar, para paltomun cebinde. Sanki okul iki adım ötemde.

Ayrıntıların gereksizliği ve fakat değeri üzerine bir yazıydı. Okudunuz teşekkür ederim. Bu arada, dişimi günde iki kez fırçalıyorum, bu da son noktam olsun...

5 yorum:

Pinar dedi ki...

gıcıkmısın yaaa.işte okuyorum bu yazıları ve canım nasıl ev,muhabbet vs vs cekti.en cokta caydanlık cızlama sesi.off yaaaaaa...cvp ları blog olarak yazıcamm.yani bir günü..ok:)

Pinar dedi ki...

bu arada bu cok tatlı bişi ya...kristal cim yani.hahahahaa..onaylama kelimaside ne cıktı bak.. cat shor...len bu blogger pek akıllı canımmm.

Adsız dedi ki...

paylaşımınız için teşekkürler öslemciiimmmm, ama blogum da yokki napalım benimkileri merak etmeye devam etcen artık:))

gülru

çolpan erdem dedi ki...

ayrıntılar gereklidir, çok gereklidir hem de! arkadaşının göz rengini bilmeyenler var düşünsene. küçük küçük ayrıntılarla bir bütün deil mi insan zaten. tümevarımcıyım ben!
niye kızdım yaw şimdi ben :))

çolpan erdem dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.