20 Mayıs 2009 Çarşamba

ben antalyanın öbür yanına gideceğiz sanıyordum, fakat haritadan bakınca sağ tarafında kalıyormuş, side ilçesi yani. side is at the right side:)

yolculuğumuz cuma gecesi 12yi biraz geçe başladı. şoför amcaya dikkatle baktım; yolda uykusu gelen tiplerden mi, yolculara gıcığı olanlardan mı, bir an önce hedefe varma meraklısı mı yoksa "geze geze gidelim abi"ci mi diye. anlamadım tabi, sadece uzun, upuzun olması birşey çağrıştırmadı. yolcular, 6-14 yaş arası bir sürü çocuk ve onların anne babalarından oluşuyordu. evet, biz yüzme yarışları diye başladığımız, ve fakat side belediyesinin nayır asla demesi üzerine yarışların anamura alınmasını umursamayıp e hadi su kaydırağından da kayarız diyerek yolumuzdan dönmediğimiz gezimize, cuma gece 12yi biraz geçe bir otobüsten biraz az yolcu ve uzun boylu şoförümüz ile böyle başladık. hadi hayırlısı...




sabah 8 civarında kalacağımız otele vardık. verdiğimiz paraya bakarsanız, hiç de fena değildi. 4 katlı birkaç bloktan, üç tane irili ufaklı, fakat en irisi bizim salon+holden biraz irice yüzme havuzundan, büyük bir restorandan, müsamere sahnesini andıran ve duvarlarında anasınıfı öğrencilerinin yaptığını sandığım tuhaf resimleri olan gösteri yerinden (ne denirdi ki ona acep) ve içinde yok yok olan bir kantinden ibaret, yine de temiz, böceksiz, görevlileri hayalet kadar sessiz, yemyeşil bir oteldi bizi karşılayan. girişte kırmızı bileklikler takıldı, kimlikler alındı ve gerisi gelmedi. çünkü odalarımız henüz boşaltılmamıştı, ve iki saat daha boşalacağa benzemiyordu. sımsıcak havada, kedinin ciğere baktığı gibi baktık iri ve ufak havuzlara. sonra çocukların mayolarını giydirdik kuytu bir yerde. ve biz de şortlarımızı geçirdik üzerimize. minikler atladılar havuzlara, büyükler uzandılar şezlonglara. bir anda her yeri kuş sesini andıran (karga tabi) çocuk cıvıltısı ile doldurduk. diğer mişteriler baktı bize, bunlar hangi yörenin kuşları diye.


mahşerin dört atlısı, otele adım atalı 1 saat olmamış...

bir otel veya pansiyon odasına adım attığımda ilk yaptığım şey, tuvaleti ve yatak altlarını kontrol etmektir. böcek var mı diye. öyle öğrenmişim hayatta; zamanında klimaya, yatakların temizliğine aldanıp rahatlamışken tam duş alırken yanımdan geçen hamam böceklerinden olsa gerek. burada da baktım, her yer bembeyaz, her yer böcekten uzak. şükür. çocuklar makul bir süre havuzda eğlendikten sonra hocalarının zoruyla dinlenmek üzere yukarıya, odalarına gönderildiler. tipinden nasıl bir şoför olduğunu anlayamadığım şoför yüzünden tüm geceyi gözlerim yolda geçirmiştim, yorgundum. ve benden daha yorulmuş görünen bebelerimle, akşam 7ye dek güzel bir uyku çektim, böceksiz ve bembeyaz odamızda.

ben hayatımda hiç her şey dahil tatil yapmadım. çok gereksiz bulduğumdan olsa gerek. otelden dışarı çıkmadıktan sonra, yüzbinlerce kilometre yol katedip bir yerlere gitmenin ne anlamı var hem? düşüncemin doğruluğunu, bu ilk herşey dahil tatilim kadar iyi kanıtlayan bir fırsat olamazdı herhalde. ilk akşam, önümde uza uza bitmez açık büfeyi görünce, başta amanın len cennete gelmişim galba diye hissetmedim desem yalan olur. ve her türk evladı, ya da diyeyim ki tatile çıkmış her fırsatçı gibi, üç tabak dolusu yiyecekle masama kuruldum... ya ne şaşmaz milletiz, ne bilindik hareketlerimiz var bizim böyle ya. bir kere de farklı bir şey yapalım, açgözlülüğe yenilmeyelim. desinler ki, ooo şu gözleri yerinden fırlamış bayan aslında ne de gözü tokmuş meğer, şaşırdık doğrusu... ama yok, dedim ya bilindik hareketler; alınan üç tabak dolusu yiyeceğin yarısını tabakta bırakmalar, kim ne yiyor, ana ben neden görmedim o patatesi, kolanın da gazı yok ama olsun beleş, şimdi bir de bira içeyim bari, yeşil tatlı da neyin nesi, ay şimdi yemekten geberecem...

akşamımız birkaç ana baba ile içilen bir bira ve bol muhabbet ile sona erdi. ertesi sabah 9 buçukta havuz önünde buluştuk hoca ile. yüzme hocamız, çocukları teslim aldı ve tüm o alman turistlerin, polatlıdan gelen ve hepsi erkeklerden oluşan liselilerin ve hayalet otel görevlilerin bakışları altında büyük havuzdaki ilk antremana başladı. tuhaftı, onca kalabalık arasında, hiç de şaşmadan, her birine sesini duyurarak bir saate yakın çalıştırdı öğrencilerini. biz mi? biz homini gırtlak yenen kahvaltıyı sindirmek için salak salak dolandık tesis içinde. hanımların çoğu, malum nedenlerden dolayı havuza giremiyor, girenlere el sallamakla ve cumartesi gazetelerini okumakla yetiniyordu.

pazar günü denize gittik. yüzme çantaları ve fotoğraf makinesi ile. sabah ve akşam üzeri iki parti halinde yarış düzenledi hoca. aslında eğlenceliydi. çocuklar önce 200 metre kadar koşuyor, sonra denize girip 100 metre kadar yüzüyor ve tekrar koşuya devam ediyorlardı. buna sanırım biatlon deniyor. ebeveynler, denizde duba, kumda direk görevi gördü. bense fotoğrafçıydım. renkli, siyah beyaz, açık, koyu, nasıl istedilerse çektim. ve eve döndüğümde makineme 600ü geçen fotoğraf karesi sığdırdım (fotoğraf karesi, amma havalı oldu di mi?).


dostlar yarışta görsün ay


teyzem olayı anladı anlayacak

pazartesi dinlence ve esas side ile geçti. esas side, adı üstünde, geçen yaz sideye gitmiştik, babamın sidede yazlığı var cümlelerinde geçen, barların olduğu, arnavut kaldırımlı, rengarenk, adım atsan tarihi esere çarptığın (hepsi roma dönemine aitmiş) hoş bir yer.


tarih şeysi.


sidede bir yüzme hocası...

tatilimiz sadece yukarıda anlattıklarımdan ibaret değildi tabi. ufak ayrıntılar da mevcuttu. mesela klübün başarlı öğrencilerinden Şimalin parkta bileğini burkması, yine bir babanın çocuklarla futbol oynayacağım diye bileğini incitmesi, polatlıdan gelen ve liseli demeye bin şahit isteyen çocuklarla bizimkiler arasında yaşanan kavga, bu kavganın getirdiği sataşmalar, laf atmalar, ondan öncesinde polatlı lisesi öğretmenlerinden birini garson sanıp tabağımı alır mısınız demem, henüz o kadar olmadık diye cevap vermesi (sonradan kavganın odağında bu genç öğretmen vardı), havuz başında miskin miskin oturup lak lak yaparken yanı başımızdaki yemekhanede yangın çıkması, söndürmeye çalışanlarla önce dalga geçmemiz, sonra yangının büyümesi ve bütün otelin ayaklanması, 50 kişinin bir yangını söndürememesi ve 10 dakika içinde yangının çığrından çıkması, itfaiyenin gelmesiyle olayın kapanması, annelerden birinin gıda zehirlenmesinden yatağa düşmesi, müsamere sahnesi dediğim yerde dünyadaki tek şişman ve yerden bitme rusun striptiz yapması (biz kadını alman sandık da izledik, yoksa haşaa), çağlanın kadın delirmiş yahu, poposunu açıyor herkese demesi, aynı sahnede yüzme ihtisas sporcularının hocalarının elinden katılım belgesi alması ve 10 küsür çocuğun her biri için seyirciden zorla alkış alınması...


belgenin yanında meyve suyu da verdiler, sinanın sevinci ondan:)

dönüşte aspendosa uğradık, bruce willis'in türk ikiz kardeşi, pazardan aldığı kemerlerle kendi kostümünü başarı ile tasarlamış bir gladyatörle tanıştık. harika bir şoför lokantasında harika bir köfte yedik. uyuduk, uyandık, kitaplar gazeteler okuduk, sonlara doğru sıkıntıdan patlamış ve çocuk gürültüsünden bezmiş halde tek kelime etmeden birbirimizin yüzlerine bakakaldık. ve 12 saatlik zorlu bir yolculuktan sonra dün akşam 9 buçuk civarı anıttepe yüzme havuzunun park yerine vardık.


bakın şunun pozlarına yaa, bayıldım adama.

güzel bir tatildi, kısa ve sırf bu yüzden daha da güzel. sevdiğim bir kaç kişinin nahoş yönlerine, haz etmedikleriminse sevilesi yönlerine tanık oldum. ama en önemlisi, artık bu yaz bitiririz dediğim yüzme kursuna devam etme kararı aldım. çocuklar akıllı, ebeveynler kafa; hem sosyalleşme desen var, spor desen var, disiplin desen var, aramıyordum ama bundan iyisini de bulamazdım.

değişik tespitlerim de olmuştu, ama saat 1 olmuş, hem yazmaktan yoruldum azıcık. bir sonraki bloga olsun.

yalnız şunu diyeyim, döndükten sonra felaket bir iş görme hali geldi bana. sabah halıcıyı arayıp halılarımı yıkamaya verdim, alışverişimi yaptım, bir takım borçları ödedim, evi tepeden tırnağa temizledim, iki posta çamaşır yıkadım. üstelik kediyi veterinere bile götürüp, adam boncuğun ateşine bakarken "amaan janın mı ajıdı senin kedijiim" bile dedim. adam beni gerizekalı zannetti muhtemelen. gerizekalı ama çalışkan, arasan bulamazsın...

4 yorum:

Nazlila dedi ki...

Yine cok büyük bir keyifle okudum yazini, fotograflar da ayrica güzel olmus, eline saglik..

Pinar dedi ki...

:))))))))))))))))))))ulen sayende hersey dail e gidesim geldi....hiç gitmemiştim ama:)

sevi dedi ki...

of ya orda olasim geldi valla okuyunca
bu arada otele girince ben de hep once yatak altlarina dolap arkalarina ve banyoya bakarim hehehehe bende de var bocek korkusu

neptuneptun dedi ki...

herşey dahil çok da güzel birşey değilmiş be, hoca denize götürmeseydi otelden çıkmadan tatil yapacaktık.. ama yemekler beleş olunca yemekteyiz programındaki gibi her bir şeylere kusur bulduk:)