11 Kasım 2008 Salı

BİZ HER ON KASIMDA


Dün sabah için saati 9'a kurdum. Üzerinize afiyet artık 3'ten önce yatmıyor, 10'dan önce kalkmıyorum... Alarm 9'da çalınca nerede olduğumu, ve hatta kim olduğumu sorarak gözlerimi açtım. Evinin salonundasın deli, ve adın da Özlem. Saati kurmuştum çünkü çocuklarımı yanıma alıp pencereyi açarak sireni bekleyecektim. Siren çaldı, ve biz Zoplar olarak, evimizin karşısındaki inşaatta hazır olda bekleyen işçilerle bakışarak saygı duruşuna geçtik...

Çocukluğumdan beri severim ben 10 Kasım sirenlerini. Hiç abes gelmez, hiç erinmem oturduğum yerden kalkıp dikilmeye, arabamı durdurup inmeye, saati kurup kalkmaya. Bana göre bir ölüye saygının hoş bir ifadesidir bu. Hoş, sevdiğim ve alıştığım. Arada, şehitlerimiz veya yakın zamanda ölen başkaca önemli kişiler için de saygı duruşunda durduğum olur, gocunmadan, öfleyip pöflemeden... Ama en düzenlisi bu olduğu için, ve asıl önemlisi çok sevdiğim birine yapıldığı için, Atatürke saygı duruşları sadece saygımı değil, minnetimi, sevgimi ve üzüntümü de ifade eder aslında.

Ben dün şunu anladım: Hayatımda çocuklarım, eşim, annem babam ve kardeşlerimden sonra en çok Atatürkü seviyorum. En çok ona güveniyorum. Ve bu saatten sonra da hiç bir şey bunu değiştiremez. İster çocukluğumda bana dikte ettirilmiş olsun, ister şimdiye kadar duyduklarım hep yalan olsun, o sevginin ve minnetin kendisi bana bir ömür yeter. Nasıl ki insan çocuğunu ne yaparsa yapsın sever ve sevecektir, Atatürkü de böyle bir hisle sevdiğimi fark ettim. Ve çok rahatladım, olabilecek en güzel sevgiyle bağlanmışım ona diye.

Fakat aynı zamanda şu da aklıma geldi: benim artık karşı taraf olarak gördüğüm bir takım kişiler de aynı duygularla başkaca birilerine bağlı olabilir. Onların Atatürkü de hiç haz almadığımız, hatta nefret ettiğimiz şahıslar olabilir. Ve onlar da her ne olursa olsun bu sevgi ve minnetten vazgeçmeyecek olabilir. İkna, tartışma, haklı çıkma gibi mevhumlar nasıl bana sökmeyecekse, karşımdaki insana da sökmeyebilir. Bunu fark etmem uzun zaman aldı, çünkü aklın yolu birdir diyordum kendime, en olmayacak insanı bile ikna edebilirsin... Ama hayır, bu olmayacak. Bizler güzel güzel kutuplaşacağız sanırım. Ne yapalım, bu da böyle olsun...

Çağla ve Sinan mütemadiyen keşke şimdi de yaşasaydı diyorlar. Yaa, keşke...

3 yorum:

Adsız dedi ki...

kutup hem de ne kutup, ahhhhhh atam ahhhhhhh...

gülru

Nazlila dedi ki...

Her 10 Kasim siren caldiginda ben de cok duygulanir hatta coskulanirim..

Bi de daha önce anlatmisimdir, annemin kücükken beni ögle uykusuna yatirmadaki yöntemi Atatürk'e saygi durusu yaptirarakti.. Güya sirenler caliyomus ve biz saygidan dolayi hic konusmuyo, sirf saygi durusumuzu yapiyomusuz! Ve böylece ben uykuya daliyodum! Cünkü sirenler bir türlü susmazdi ve biz hep Atatürk'ü düsünürdük.. :)) Nasil bir yöntemse cok basariliydi.. Hem uyumus olurdum hem de saygi duymayi ve Atatürk'ü anlamayi ögrenmis olurdum! Annemle ilgili en sevdigim seylerden biridir bu yaptigi..

sevi dedi ki...

hadi biz doldurusa geldik, propaganda yuzunden seviyoruz Ataturk'u diyelim, Bas Turkiye'ye gelmeden once Ataturk hakkinda hicbirsey bilmiyordu. Turkiye'de okumaya basladi Ataturk hakkinda kitaplar, ki cogu da yabanci kaynaklardi. Bas simdi onu en az benim sevdigim kadar seviyor ve anliyor.
aklin yolu bir bence de :)